Mesleki Bilgiler, Hobiler, Çalışmalar, Öneriler, Güncel Bilgiler ve Haberler, Farklı Bir Bakış Açısı

‘Kötü’ Seyirler..


Önceki gün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam köşe yazarlarıyla bir araya geldi. Detayları haberde okumuşsunuzdur. Benim değineceğim, toplantıda bakanın ‘değerlerimizin kaybolmaya başlayıp başlamadığı ve geri kazanmak adına neler yapılabileceği konusunda düşünmemiz’ ricası…
Kimi yazarların aksine ben medyanın özellikle görsel medyanın bu konuda ciddi anlamda sorumlu olduğunu düşünüyorum. Evvelce yazasım vardı ama bu köşede pembe şakrak gülüp yaşarken “Şu güzel ortamı bozuyorsun” olmasın deyu ertelemiştim. Ahanda vaktidir!
Atomun çekirdeğini bozarsanız valance elektron ve proton dengesini, hücre yapısını ve dolayısıyla tüm sistemi bozarsınız. Toplumun çekirdeği ‘ailenin’ altı oyuluyor! Hem de uzun süredir, sessiz ve derinden, eğlendire sevdire…
Televizyondaki dizilerde rol modeller hep güçlü, aşırı zengin, acımasız, zorba karakterler. Standart daire yok; yalıdan malikâneden geçilmiyor, olması gerek buymuş gibi! Zengin fakir aşkı Yeşilçam’da da yıllarca işlendi ama şimdi mesaj net; edinmek ve kazanmak için tek gereken ‘dişi’ olmak.  Hizmetçi-çalışan-sekreter herhangi bir alt kademeden başla, dişiliğini kullana kullana, biraz da entrika hoop her şey senin! Konağı ele geçir, şirketi al, iki kardeşi hatta bir de bonus babalarını idare et, banka hesabını fulle, olmadı üre! Okuma, çalışma, düşünme, üretme; ‘dişi’ ol yeter!
Aliye diye bir diziyle başladı. Kötü bir kocası vardı, iki de çocuğu. Boşanamadı ama âşık oldu. Mağdur edebiyatıyla yaşlı başlı büyükanneler bile onu haklı buldu, ‘aldatabilir ki’ lafı telaffuz edilir oldu! Ağza alınamayan bu fiil, kimi gazetelerde tam sayfa ‘nasıl aldattım’ hikâyeleriyle ve bunu kâh  ‘olabiliyormuş’ fikriyle kâh iç geçirerek okuyanlarla yolunu buldu. Varan 2; Şehrazat diye bir tip vardı. Çocuğu hastaydı, acil para lazımdı. Evlat bu, uğruna can verilir. Ahlaksız teklifi kabul etti, tek gecelik ilişki… Ama kadıncağız nasıl masum, nasıl anne, nasıl hanımefendi. Diyalogları ve kurgusuyla göz doldurdu, milyonların zihnine de ‘haklı ve kutsal bir gerekçen varsa fuhuş da olabilir’ mesajını bölümlerce soktu! 
Devir Lale devri. Baba mı amca mı her neyse, adam zengin, gelenekçi ve dindar bir holding sahibi. Yeğenine çok düşkün, hep hakim yaka gömlek, hep zarif, hep inançlı ama yengesinden çocuk sahibi. Ağır çekim bebeğin kulağına ezan okuyup isim koyuyor, bi koşu cinayet işleyip geliyor. Malum yeğen, oğul karışımı da evleniyor, çocuk; eşini baldızla aldatıyor, çocuk, köyden taze getirtiyor, yine çocuk. Adam tam aile babası, tüm derdimiz Çınar’ın bahtsızlığı! Kaynanasını da babasıyla everdi. Tüm bu sosyopatlar aynı evde ikamet etti. Senelerce her iki aileden biri de bunları soluksuz  izledi!..
Ve daha biir sürü yapım, ama yer yok yazamadım. Mesajları nakış gibi işlediler; sayısız çirkinliği normalleştirdiler! Kadını bozarsanız, anneyi; anneyi bozarsanız aileyi, aileyi bozarsanız toplumu çökertirsiniz!..
Ayarını bozduk mu, bir de kökünü sallayalım dediler. Tarihine saldırdılar; “Ya booş geç, senin atan da bozukmuş!” diye yutturmaktalar… Saydığın, övündüğün, örnek aldığın, ruhunu dayadığın sıradağları maneviyatını sallıyorlar; tarihini çarpıtıyorlar!
Brezilya dizilerindeki gibi hastane odasına sızıp gizlice seruma zehir enjekte etmeye hacet yok. Sosyal çürüme böyle stratejik yapılır.

 

Halime Gürbüz

Türkiye Gazetesi

Bahçedeki İhtiyar


Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış 
Nurlu ihtiyarın yanaklarında. 
Yapraktan saçını yerlere yaymış, 
Sonbahar ağlıyor ayaklarında. 
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri, 
İçi karanlıkla dolu gözleri; 
Alnında akşamın ince kederi, 
Sessizliğin sırrı,dudaklarında. 

Yanan bir kağıtta küçük bir satır 
Yazı gibi akşam onu karartır; 
Artık o,silinen bir hatıradır, 
Bu ıssız bahçenin uzaklarında…

 

Necip Fazıl Kısakürek


An oluyor bir garip duyguya varıyorum, 
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?..

 

Necip Fazıl Kısakürek

İnsaf Edin


Bayadır yazı ekliyemiyorum, farkındayım. Şantiyenin yoğunluğu malum.

Yine sevdiğim bir yazarın, hayatın içinden komik bir dille anlattığı, toplu taşımada araçlarında ki halimizi kaleme aldığı bir yazıyı yayınlamak istiyorum.

Toplu taşıma araçlarında yaşlılara ve bayanlara yer vermeyen tüm insafsızlara…

Yok Sümerler, yok Babiller, yok Eltimgiller, yok Asurlular… Ünlü tarihçi Prof. Fidayda Fitarih, tarihin tozlu raflarına ışık tutuyor ve açıklıyor; “Bir kavim daha var; Baasurlular!”

Baasurlular, Kırkdönümbostanoğulları’nın Yangel Osman boyundandır. Kavimler Göçünde dahi kimseye yer vermemek adına kımıldamadıklarından topraklarımıza nasıl ulaştığı bilinmemektedir… Yerleşik düzene geçen Baasurlular, istilacı egemenliklerini otobüs, minibüs koltuklarında sürdürmüş ve tarih boyunca Ayaktagidenoğlulları’yla şiddetli savaşlar yapmışlardır. “Rahatımızı da istifimizi de bozmayalım” felsefesini benimseyen Baasurlular, dolmuşa binen yaşlılara “Bana güvenip de mi yola çıktın?” bakışını keşfetmiştir.
Minibüs Meydan Muharebesi: Minibüse bindin. Oooh,  koltuklara yayılmışlar, yer vermeye hiç niyetleri yok, fakat sen ayaktasın! İşte, Baasurlular ve Ayaktagidenoğulları, Magirus ovasında karşılaştı! Şartlar çetin. Yorgunsun, savaş alanı itiş kakış, 1.70 metre tavanlı minibüste ‘boynu bükükleri’ oynuyor, ön paneldeki “Güllere de küstüm, açmasınlar!” yazısıyla daha da çöküyorsun…

Yılma, savaş! Öncelikle, bil ki muhaberatsız muharebe olmaz! Uzatılan paralardan kim nerede inecek, yan yana, ön arka oturanlar tanışık mı öğren. Cam kenarı koltuklar, fethi zor kalelerdir. İç taraftakilerden birini kuşat. Tepesinden üfleyerek, tip tip bakarak, zehirli nazar oklarıyla taarruza geç! Düşmanın, uyuyor numarasıyla savunma cephesi oluşturmasına izin verme. “Oy anam belim!” diye bağır, uyandır! Taarruzun, “Çook da umurumda” kokan tavırla geri püskürtülürse; ‘Turan Taktiği’ni uygula! Düşmanın baş arkasındaki demirden tutunup geri çekilerek, ağırlığını öne vermesini bekle. Rahatlasın, iyice salınsın, yayılsın… İlk frende, surları dövercesine darbeyi geçir! Olayı, teypteki Ankaralı Turgut’un ritmine göre işleyen trafik sarsıntısına mal et…
Bu son hamleyle savaşın neticesi belirlenecektir. Ya adam gibi kalkıp yer verir ki, zafer senindir! (Esir ve çocuklara iyi davran…) Ya da sıcak çatışmayla karşılık verir ki, bu karşınızdakinin Baasurlular Uygarlığı’ndan değil, Maganda Federe Krallığı’ndan olduğunu gösterir. Hiç bulaşma!..

Otobüs kuşatmalarında ise, ‘Gazi, yaşlı, hamilelere’ terk edilesi koltukları tercih et. Düşmanı, hamile olduğuna inandır; “Hıyar turşusu kokuyor” falan de. Olmadı kutu koladan imal ettiğin İstiklal Savaşı madalyanı tak… Haa… Otomatik kapı çarpmış numarası yapmak bile işe yaramıyorsa, gaz maskeni tak ve kimyasal silah kullan! Akabinde bırak koltuğu, otobüsü bile sana vermek isteyeceklerdir!..

Halime Gürbüz

Türkiye Gazetesi

Kaçan Kovalanır


Oysaki az kalmıştı vuslata, bir başıma bu ıssız durakta; yine geç kaldım sana ben, yine yetişemedim koştum da peşinden.”  Gözyaşları içinde okurken bu mısraları sorarım azizim; Siz de koştunuz peşinden ve otobüsü yakalayamadınız değil mi? Size de otobüs içinden sırıtarak baktılar, duraktakiler halinize acıdılar değil mi?  Üzülmeyin, yalnız değilsiniz. Ne civanlar otobüsün peşinden eve kadar koştular, ne garibanlar tekerleğe kadar yetişip binemedikleri için telef oldular…

İçerden seyretmesi keyifli de, yetişmeye çalışırken hiç komik değil! Benim de koşmuşluğum vardır otobüs peşinden, Usain Bolt’un doping alıp ameliyatla beyaz olmuş hâli gibi… Depara kalktığın anda “ya, bağırsam mı?”  endişesi yaşarsın, bu arada otobüsün cam kenarlarındakilerle kısa göz temasları kurarsın şoförü ikaz ediyorlar mı diye, bakarsın onlardan umut yok; koşarken ıslık çalmayı denersin beceremezsin, sonra ‘kaçıyor ya otobüs’ refleksiyle kollarını aça aça “Hüoopp! helelelöeey!” gibi naralar, otobüse tokat, yumruk falan atarsın ve pek tabii ‘rezil oldum’ gerilimi yaşarsın…

Gülümse, hadi gülümse; Efendim, hareket etmek üzere olan otobüse yetişmek amacıyla koşan insanların yüzde doksanı güler! Kişinin şoföre şirin görünme çabası mıdır, kendisine acıyarak bakan tiplere “yok aslında o kadar da zor durumda değilim” mesajı mıdır, ettiği küfürler belli olmasın diye takındığı yüz ifadesi midir bilinmez…

Zafer bizimdir;  Otobüse yetişildiğinde gülümseme devam eder. Genç bayanlarda ‘ay sinirim bozuldu’ gülmesi, teyzelerde muzafferane 32 diş ful ekran sırıtma. Beyler ise artık gülmez. Hele de koşarken gömleğin üst cebini tutan amcalar. Onlar daha bi asabi! İçeri doğru ilerlerken otobüstekilere “Ne bakyoğunuz?!“ bakışı fırlatıp, içinden “hepinizin ben var yaa…” diyormuşçasına gerginlik oluştururlar. Hatta dışarıdayken göz göze geldiği halde “kaptan gelen var” dememişleri tek tek arayan bile mevcuttur.

Bırak gitsin, dönerse senindir; Karizma dağıldı, talan! Sen kalk otobüsün peşinde kendini parala, hatta finali uzun atlamayla şenlendir, buna rağmen yakalayama… Büyük rezillik. Durumu kabullenip kös kös seni izleyenlerin arasına geri dönseeen “gerisekaaalıı yaa” diyen yüzler, gözler göreceksin… Durağa dönüp maymun mu olsam, şoföre sövüp hıncımı mı çıkarsam? Önü arkası belli olmayan pijama kararsızlığı yaşar insan. İyisi mi, hazır başlamışken bir sonraki durağa kadar koşun. Nasılsa oradakiler sizi ilk defa görüyor olacak..

“Sen her şeye karışma“ diye büyütülmüş bir neslin ‘kaptan ağır ol’ diyememesidir hüznün diğer adı! Sen canhıraş koşarken “hadi oğlum, hadi kızım başarabilirsin” diyorlardır belki içlerinden. Elimde laptop, çanta, torba, yağmurdan kedi enceği modeli saçlarla karga tulumba tombalak yetişip bindiğimde, “Naptık biz, kusura bakma evladım, gençliğini yedik…” dermişçesine bakıyorlardı hepsi birden… Fırrkh!..,

Halime Gürbüz
Türkiye Gazetesi

Babadan Oğula


Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kim bilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…

Necip Fazıl Kısakürek

Yolunuz Tayland’a düşerse bu muhteşem lokantaya mutlaka gidilmesi gerekir. Belki yemek kültürleri bize pek yakın olmasa da mekanın öyle güzel bir manzarası var ki bak bak doymak mümkün değilmiş. Tabi benim de bizzat görmüşlüğüm yok fakat çeviri yaptığım sitede fevkalade övülüyordu. İsterseniz bu eşsiz lokantadan biraz bahsedeyim. Çevirimden ötürü oluşabilecek ufak tefek sıkıntılar için şimdiden uyarıyorum. ;)

@mx_970

Sirocco, dünyanın en yüksekteki ve en büyük açık hava lokantası olmak bir tarafta, Tayland’ın en muhteşem yapılarından State Tower binasının  64.  katında bulunmaktadır.

aphoto81746

150 kişilik bu lokanta 2003 yılının kışında kapılarını müşterilerine açmıştır. Buranın asıl özelliği ise muhteşem Chao Phraya nehrinin panoramik manzarasını izleme imkanıdır.

State-Tower-HDR-Small

Lokantada Akdeniz yemeklerinin de sunulduğu satır aralarında belirtilmiş.

greek-salad

Mayıs ayının başına doğru yağışlı havaların sizi beklediği Bangkok şehrinde yazın gitmek en doğru seçim olabilir.

Şimdi lokantadan biraz bahsettikten sonra State Tower binasını ele almamak yanlış olur. O konuya da biraz değinelim;

State Tower gökdeleni 2001 yılında tamamlanmış, Tayland’ın Bangkok şehrinde Silom Road bölgesinde bulunmaktadır. Gökdelen 68 katlı olup yaklaşık 247 m uzunluğundadır.

114236383-lebua

Mimar Rangsan Torsuwan tarafından 1990′lı yılların başında tasarlanmış.

300,000 m2 alanıyla Güneydoğu Asya’daki en büyük binalarla kapışıyor. 68 katlı ve 247 m uzunluğundaki bu müthiş gökdelen Tayland’ın en uzun üçüncü binası olması (2011 yılı dahilinde).  Ayrıca farklı kullanım imkanları açısından bakılınca da Tayland’ın en uzun binası.

Exterior_m(2)

Bu dev binanın 30 metrelik çatı katlarının üstünü süsleyen kubbesinin altından yapıldığı bilinmekte ayrıca balkonları da. Orjinal ismi “Silom Precious Tower” olup, sonradan  “Royal Charoen Krung Tower” olarak değişmiş ve son olarakta “State Tower” ismiyle anılır olmuştur.

91a876598f93a8ff05e4e00c0e33941a

State Tower gökdeleni için farklı kullanım imkanları oluşmuş bir bina demiştik. İçerisinde; devre mülkler, servisli daireler, ofisler ve perakende satış birimleri bulunmakta. Ayrıca 5 yıldızlı otel ve dünyanın en büyük açık hava lokantası olarak yazının başında tanıttığımız Sirocco bulunmakta.

 

Pek çok yabancı kaynaktan toparlama usulüyle hazırladığım bu yazıyı okurken iyi keyifler dilerim. Herhangi bir hatamız olmuşsa affola. ;)

 

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: