Mesleki Bilgiler, Hobiler, Çalışmalar, Öneriler, Güncel Bilgiler ve Haberler, Farklı Bir Bakış Açısı

Kaçan Kovalanır


Oysaki az kalmıştı vuslata, bir başıma bu ıssız durakta; yine geç kaldım sana ben, yine yetişemedim koştum da peşinden.”  Gözyaşları içinde okurken bu mısraları sorarım azizim; Siz de koştunuz peşinden ve otobüsü yakalayamadınız değil mi? Size de otobüs içinden sırıtarak baktılar, duraktakiler halinize acıdılar değil mi?  Üzülmeyin, yalnız değilsiniz. Ne civanlar otobüsün peşinden eve kadar koştular, ne garibanlar tekerleğe kadar yetişip binemedikleri için telef oldular…

İçerden seyretmesi keyifli de, yetişmeye çalışırken hiç komik değil! Benim de koşmuşluğum vardır otobüs peşinden, Usain Bolt’un doping alıp ameliyatla beyaz olmuş hâli gibi… Depara kalktığın anda “ya, bağırsam mı?”  endişesi yaşarsın, bu arada otobüsün cam kenarlarındakilerle kısa göz temasları kurarsın şoförü ikaz ediyorlar mı diye, bakarsın onlardan umut yok; koşarken ıslık çalmayı denersin beceremezsin, sonra ‘kaçıyor ya otobüs’ refleksiyle kollarını aça aça “Hüoopp! helelelöeey!” gibi naralar, otobüse tokat, yumruk falan atarsın ve pek tabii ‘rezil oldum’ gerilimi yaşarsın…

Gülümse, hadi gülümse; Efendim, hareket etmek üzere olan otobüse yetişmek amacıyla koşan insanların yüzde doksanı güler! Kişinin şoföre şirin görünme çabası mıdır, kendisine acıyarak bakan tiplere “yok aslında o kadar da zor durumda değilim” mesajı mıdır, ettiği küfürler belli olmasın diye takındığı yüz ifadesi midir bilinmez…

Zafer bizimdir;  Otobüse yetişildiğinde gülümseme devam eder. Genç bayanlarda ‘ay sinirim bozuldu’ gülmesi, teyzelerde muzafferane 32 diş ful ekran sırıtma. Beyler ise artık gülmez. Hele de koşarken gömleğin üst cebini tutan amcalar. Onlar daha bi asabi! İçeri doğru ilerlerken otobüstekilere “Ne bakyoğunuz?!“ bakışı fırlatıp, içinden “hepinizin ben var yaa…” diyormuşçasına gerginlik oluştururlar. Hatta dışarıdayken göz göze geldiği halde “kaptan gelen var” dememişleri tek tek arayan bile mevcuttur.

Bırak gitsin, dönerse senindir; Karizma dağıldı, talan! Sen kalk otobüsün peşinde kendini parala, hatta finali uzun atlamayla şenlendir, buna rağmen yakalayama… Büyük rezillik. Durumu kabullenip kös kös seni izleyenlerin arasına geri dönseeen “gerisekaaalıı yaa” diyen yüzler, gözler göreceksin… Durağa dönüp maymun mu olsam, şoföre sövüp hıncımı mı çıkarsam? Önü arkası belli olmayan pijama kararsızlığı yaşar insan. İyisi mi, hazır başlamışken bir sonraki durağa kadar koşun. Nasılsa oradakiler sizi ilk defa görüyor olacak..

“Sen her şeye karışma“ diye büyütülmüş bir neslin ‘kaptan ağır ol’ diyememesidir hüznün diğer adı! Sen canhıraş koşarken “hadi oğlum, hadi kızım başarabilirsin” diyorlardır belki içlerinden. Elimde laptop, çanta, torba, yağmurdan kedi enceği modeli saçlarla karga tulumba tombalak yetişip bindiğimde, “Naptık biz, kusura bakma evladım, gençliğini yedik…” dermişçesine bakıyorlardı hepsi birden… Fırrkh!..,

Halime Gürbüz
Türkiye Gazetesi

Babadan Oğula


Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kim bilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…

Necip Fazıl Kısakürek

Yolunuz Tayland’a düşerse bu muhteşem lokantaya mutlaka gidilmesi gerekir. Belki yemek kültürleri bize pek yakın olmasa da mekanın öyle güzel bir manzarası var ki bak bak doymak mümkün değilmiş. Tabi benim de bizzat görmüşlüğüm yok fakat çeviri yaptığım sitede fevkalade övülüyordu. İsterseniz bu eşsiz lokantadan biraz bahsedeyim. Çevirimden ötürü oluşabilecek ufak tefek sıkıntılar için şimdiden uyarıyorum. ;)

@mx_970

Sirocco, dünyanın en yüksekteki ve en büyük açık hava lokantası olmak bir tarafta, Tayland’ın en muhteşem yapılarından State Tower binasının  64.  katında bulunmaktadır.

aphoto81746

150 kişilik bu lokanta 2003 yılının kışında kapılarını müşterilerine açmıştır. Buranın asıl özelliği ise muhteşem Chao Phraya nehrinin panoramik manzarasını izleme imkanıdır.

State-Tower-HDR-Small

Lokantada Akdeniz yemeklerinin de sunulduğu satır aralarında belirtilmiş.

greek-salad

Mayıs ayının başına doğru yağışlı havaların sizi beklediği Bangkok şehrinde yazın gitmek en doğru seçim olabilir.

Şimdi lokantadan biraz bahsettikten sonra State Tower binasını ele almamak yanlış olur. O konuya da biraz değinelim;

State Tower gökdeleni 2001 yılında tamamlanmış, Tayland’ın Bangkok şehrinde Silom Road bölgesinde bulunmaktadır. Gökdelen 68 katlı olup yaklaşık 247 m uzunluğundadır.

114236383-lebua

Mimar Rangsan Torsuwan tarafından 1990′lı yılların başında tasarlanmış.

300,000 m2 alanıyla Güneydoğu Asya’daki en büyük binalarla kapışıyor. 68 katlı ve 247 m uzunluğundaki bu müthiş gökdelen Tayland’ın en uzun üçüncü binası olması (2011 yılı dahilinde).  Ayrıca farklı kullanım imkanları açısından bakılınca da Tayland’ın en uzun binası.

Exterior_m(2)

Bu dev binanın 30 metrelik çatı katlarının üstünü süsleyen kubbesinin altından yapıldığı bilinmekte ayrıca balkonları da. Orjinal ismi “Silom Precious Tower” olup, sonradan  “Royal Charoen Krung Tower” olarak değişmiş ve son olarakta “State Tower” ismiyle anılır olmuştur.

91a876598f93a8ff05e4e00c0e33941a

State Tower gökdeleni için farklı kullanım imkanları oluşmuş bir bina demiştik. İçerisinde; devre mülkler, servisli daireler, ofisler ve perakende satış birimleri bulunmakta. Ayrıca 5 yıldızlı otel ve dünyanın en büyük açık hava lokantası olarak yazının başında tanıttığımız Sirocco bulunmakta.

 

Pek çok yabancı kaynaktan toparlama usulüyle hazırladığım bu yazıyı okurken iyi keyifler dilerim. Herhangi bir hatamız olmuşsa affola. ;)

 


Eskiden taşradan İstanbul’a gelip de, ayaklı siyah örtülü seyyar fotoğrafçılara arkasında “İstanbul Hatırası” yazan bir hatıra fotoğrafı çektirmeyen yok gibiydi.

Siyah örtülü ayaklı fotoğraf makineleri, sadece vesikalar fotoğraflar çekmekle kalmadı. Arkası manzaralı, desenli veya “İstanbul Hatırası” yazan hususi resimler de çekildi. Muayyen vesilelerle giyinip süslenip fotoğraf stüdyolarına giderek “resim çıkartmak” âdet oldu. Yeni evliler, çocukları ile beraber aileler, birbirini çok seven arkadaşlar hep beraber resim çektirirdi. İşi bilenler kameraya bakmaz, gözlerini ufka dikerek hem artistik bir fotoğraf verir, hem de bu işin ehli olduğunu anlatmak isterdi.

Ciddiyete davet

Fotoğraf çektirirken gülmek asla caiz değildir. Hatta Sultan Hamid’in fotoğrafını çeken Bogos Tarkulyan cesaret edip “Padişahım, biraz tebessüm buyurmaz mısınız?” dediğinde, “Hayır, bilakis ciddi bulunmak elzemdir”cevabını almıştı. Demek ki şimdi bazı devletlerin pasaport ve vizede gülmeyen fotoğraf istemeleri boşuna değildir. İnsan güldüğü zaman, karakterini gizliyor olsa gerek. Rahmetli dedem bir kitapta Bağdadlı İsmail Paşa’nın namazda gibi ellerini bağlayıp, başını da hafifçe öne eğdiği resmini pek beğenerek, “İşte eskiler böyle edepliydi” demişti.

Birinci Cihan Harbi’ni müteakip sokak fotoğrafçıları ortaya çıktı. Bunlara alaminut, dakikalık, şipşak gibi isimler verilirdi. Ekseriya resmi dairelerin yakınında bulunurdu. Makinenin körüklü denen kısmı Avrupa’dan gelir; kutu kısmı İstanbul’da yapılırdı. Kutuların içindeki iki küvet, karanlık oda yerini utar, burada resmin banyosu yapılırdı. Halkın Arap dediği negatif antigraf üzerine konur, tekrar fotoğraf çekilir, kâğıda aksettirilirdi. Halk fotoğrafta yüzünün kabak gibi aydınlık olmasını isterdi. Yüzün gölgeli olmasını fotoğrafçının hatası sayılır, resim geri verilirdi. Sokak fotoğrafçılarının, büyük boyda siyah zemin üzerine işlenmiş hayali resimlerden dekoru vardı. Sütunlar, üzerinde saksılar, çiçekler, çardaklar, sütunlar, fıskiyeli havuzlar, kuşlar, manzaralar, köşkler, ayyıldızlar, bayraklar bulunurdu. İstanbul Hatırası yazan siyah perdelerde Galata Köprüsü, Kız Kulesi, câmiler, köşkler, saraylar yer alır; bunlar nakış ile süslenirdi. İstanbul’a gelip de bundan çektirmeyen yok gibiydi. Başka bir fon bezi üzerinde Askerlik Hatırası yazar; askerlerin elinde tüfek, omuzda fişeklik olurdu. Bunlar memlekete hatıra olarak gönderilirdi.

Bohçacının tavsiyesi

Fotoğrafhaneler ise atölye şeklindedir. Tablolardan alınma fon resimleri vardır. Gardrop bile vardır. Boyunbağsız gelenlere boyunbağı takılır; kalıplı fes uydurulur. Taraksız ve aynasız fotoğrafhane olmaz. Cilt cilt kitaplar, hokkalar, kalemler, hatta bazen zeybek elbiseleri demirbaş hükmündedir. Fotoğrafçı her şeye karışır. Çatık kaşları düzeltir, gülmesi gerekeni güldürür. Dağınık bıyıkları burdurur. Elini, kolunu, ayağını düzeltir; her şeyi çeki düzen verir. Böylece insandan çok robota benzeyen bir fotoğraf elde edilir. Gerçi Şair Eşref’in şu beyti meşhurdur: Aslına uymazsa tasvirin n’ola/Giydiğin gömlek emanet, fes elin!

Resim çektiren, masa başında eli şakağında ise, sevdiğini düşünüyor demektir. Bu resim sevgiliye mesaj olarak gönderilir. Fotoğraf aldıracak genç kendisini okumuş göstermek isterse, masa önünde kitap okur gibi poz verir. Babıâli kâtipleri hokka-kalem önünde durur, yazı yazar gibi yapar. Okumuşluk o zaman meziyet olduğundan, bu resme bakan kızlar mest olur; talip kabul edilir. Hatta izdivaca aracılık eden bohçacı kadınlar, damada böyle resim çektirmesini hatırlatır. O zamanlar evlilikler de fotoğraf alışverişi ile cereyan eder. Damadın bilmem hangi meşhur stüdyoda alınmış fotoğrafisi kıza gösterilir; kız daha ağzını açmadan evdeki hanımların hepsi bir fikir beyan eder; kimi ellerini beğenmez, kimi içten pazarlıklı bulur, kimi buğulu gözlerine, kaytan bıyıklarına bayılır, fotoğraf günlerce elden ele dolaşır. Bu zaman zarfında “hâsıl olan kanaat muvacehesinde” damat ya davet, ya reddolunur.

Kerem misâli…

Çok fazla resim aldırmak da hafiflik olarak değerlendirilir. Çektirilen fotoğraflardan lüzumu kadar yaptırılır, eşe dosta imzalanarak ithaf edilir. Mektup içinde gönderilen bu portre fotoğrafları, haberleşme ve nakliyenin zayıf olduğu zamanlarda insanlar arasında muhabbeti temine yarar. Fotoğraflara imza ve tarih koymadan evvel dokunaklı bir beyit yazmak âdettir: “Gûşe-i nisyâna atma sakla solgun resmimi/Buna baktıkta hatırla nâçizâne ismimi” veya “Hâk-i firkat ferâmuş ettirirse cismimi/Hâtıra olmak üzre takdim ettim resmimi” yahud “Âtide yâda vesile olur ümidiyle bu gölgemi sevgili felancaya takdim ediyorum.” Eğer âşıkane bir vaziyet varsa, yazılar da değişir: “Şu zavallı hayalim iltifatınıza nâil olursa, hayatımın en unutulmaz saadeti olacaktır” veya  “Çocuklukta, mahallede oyun oynarken başlayan aşkımızın bir nişânesi olmak üzere bu mahzun hayalimi takdime cesaret ediyorum” yazılır. Altına da yine birkaç kelime eklenir: “Kerem misali yanan zavallı Mecdi.” Taraflar birbirini tanıyorsa imzasız resim gönderilir, altına da “Gönülde var iken muhabbet/İmza koymaya ne hacet” yazılır. Avamca bir başka kıta şöyledir: “Topraktaki izler/Dallardaki filizler/Size bakan bu gözler/Daima sizi özler”.

Bazı resimlerde fotoğraf oyunu ile dumanlar arasında sevgilinin hayali, altta da âşıkın resmi konur. Bazısının sigara dumanının içinde arkadaşının resmi yer alır. Bazısında birbirine bağlı iki halka içinde sevenler resmedilir. Resim mektuba konmadan evvel bir köşesine “Ah minelaşk!” (Aşkın elinden çektiğim nedir?) veya “el-aman”, “el-firak” gibi ahlar, oflar yazılır; bir de kalbe saplanmış ok çizilirdi. Tabii âşıklığın ayıp sayıldığı o devirde bunlar gizli kapaklı yapılır.

Bu devirde kadınların fotoğrafını çeken kadın fotoğrafçılar da vardır. Bunlara gidenler kendilerine diledikleri biçimi verirler. Kimisi saçlarını dağıtır, peri kızı olur. Kimi bahriyeli, kimi kantocu kostümü giyer. Çiçekler tüller arasında resim çektirir. Buraya giden kızların hepsi de hafifmeşrep değildir. İyi aile kızları da vardır. Fakat bu resimler hiçbir zaman fotoğrafhane camekânında ve albümlerinde teşhir edilmez.

 

Kaynak: Prof. Dr. Ekrem Buğra EKİNCİ


google play, mağaza, amazon, fireplace, yandex, alternatif, android market

Google Play, Android uygulamaları için bir numaralı kaynak. Ancak faydalanabileceğiniz daha etkili bazı alternatif uygulama mağazaları da var. Bu makalemizde Google’ın kendi mağazasına sokmadığı uygulamaları bulabileceğiniz birkaç uygulama marketini sizlere tanıtacağız. Bu mağazalar arasındaki rekabet ise bizlere daha iyi, daha kaliteli uygulamaların ulaşmasıyla sonuçlanıyor.

Amazon Appstore for Android

Amazon Appstore for Android, Google’ın uygulama mağazası için en iyi alternatiflerden bir tanesi. Dünyanın en büyük çevrimiçi satıcısı Amazon, kendi mağazasıyla Android’den pay almak için çalışıyor.

Herhangi bir alternatif uygulama mağazasının çekici bir hale gelebilmesi için kullanıcılara farklı bir şey sunması gerekiyor. Amazon ise Android sahiplerinin dikkatini her gün dağıttığı ücretsiz uygulamalarla çekmeye çalışıyor.Mağazanın içeriğine ulaşabilmek için ücretsiz bir Amazon hesabına ihtiyacınız var. Uygulamaları Google Play’de olduğu gibi web üzerinden direkt olarak cihazınıza yüklemeniz ise mümkün değil.

Siteyi Görmek İçin Tıklayın!

GetJar

Normalde birkaç dolar ödemeniz gereken birçok uygulamayı Getjar‘dan ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Tek yapmanız gereken, Getjar uygulamasını yüklemek.

Gold” kategorisi altında, normalde ücretli ancak sizin için ücretsiz olarak sunulan uygulamaları listeleyebiliyorsunuz. Burada çok popüler uygulamalara rastlamanız mümkün. Amazon’daki ücretsiz uygulama fırsatları 24 saatte bir değişse de Getjar’da böyle hızlı bir değişim yaşanmıyor. Google Play’de ücretli olarak sunulan harika uygulamaları Getjar’da uzun süreyle ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz.

GetJar Uygulamasını İndirmek İçin Tıklayın!

 

Fireplace: Pek çok Root’lu uygulama

Root’lu cebinize yönelik uygulamalar ve sıradışı uygulamalar için bir numaralı mağaza, Fireplace. Mağazanın görünümü pek çekici olmasa da root’lu kullanıcılar, sunulan içeriği beğeniyle karşılayacaklar.

XDA-Developers forumundan geliştiriciler tarafından sunulan Fireplace, Android hack’leri için harika bir kaynak. Bunun yanında Fireplace’in web’den erişebileceğiniz bir web sitesi de bulunuyor.

Fireplace’in karanlık yüzü

Fireplace’te DroidSheep ve FaceNiff gibi kötü amaçlarla kullanılabilecek yazılımlara rastlamanız da mümkün. Bu uygulamaların tek amacı sosyal ağlara ait oturum bilgilerini çalmak olduğundan Android Market’te bulunmuyorlar.

Sonuç olarak, kendinizi tehlikeye sokmak istemezseniz burayı denemekten vazgeçin.

Fireplace Uygulamasını İndirmek İçin Tıklayın!

Fireplace’in XDA Sayfası

 

Yandex.Store: Android’in yeni mağazası

En büyük internet arama motorlarından bir tanesi olan Yandex, Android için geliştirdiği uygulama mağazasıyla da Google‘a rakip olmak istiyor. Yandex’e göre Yandex.Store’da test edilmiş ve güvenli 50 bin uygulama var.

Yandex.Store, Google Play’in eksiklerini kapamaya çalışsa da bazı alanlarda bizi hayal kırıklığına uğrattı. Örneğin Yandex.Store’daki kategori sayısı daha az, “istek listesi” işlevi ise bulunmuyor. Yüklü uygulamaları ise basit bir liste biçiminde görebiliyorsunuz.

Bu sorunların dışında Yandex.Store oldukça hızlı çalışıyor. Yandex.Store’a zaman zaman göz atmanızı öneriyoruz, çünkü ücretli uygulamaların fiyatları mağazada daha ucuz olabiliyor.

Siteyi Görmek İçin Tıklayınız!

 

Kaynak: Chip


Eski bayramların tadı herkesin dilinde. Yenilen tatlılar daha tatlıymış, gezilen yerler daha güzelmiş, insanlar daha samimiymiş. Hayat, bayram gibiymiş! Bunlar pek çok kişiye masal gibi gelse de, eskiye nur yağıyor; bayramlar terapi gibi geliyor.

İnsanda muhafazakâr bir taraf var. Zaman geçtikçe eskiyi hep iyi hatırlar; her şeyin eskisini özler. Bu yüzden hep ‘Nerede o eski bayramlar’ der. Eskiden beşerî münasebetler daha iyiydi. Şimdi şartlar değişti, modernleşme hayatımızı değiştirdi. Bir sokakta herkes herkesi tanır, birbirine gider, gelirdi. Şimdi sitelerde, yüzlerce dairelik bloklarda kim kimi tanır? Küçük yerde insanın kıymeti vardır. Biri öldüğü zaman, günlerce evin kapısı açıktır. Yemek getirir, acınızı paylaşırlar. Bayramlar daha canlı geçer. Mamafih son yıllarda köy ve kasabaların da şehirlerden farkı kalmadı. Her inkılâp, kendi millî günlerini, dinî bayramların yerine koymaya çalışmıştır. Hatta Ankara’da mesela 29 Ekim’de takım elbisesini giyip, şapkasını başına koyarak komşu ziyaretine giden yüksek bürokratlar vardı. Ama pek tutmadı.

 

 

 

Geçmiş zaman olur ki

Bayramlar sevinç günleridir. Dinin ‘Eğlenin, neşelenin’ dediği günlerdir. Biz beraber sevinir, beraber üzülürüz. Tek başına eğlenip üzülmek, “beni yalnız bırakın” demek, ancak Amerikan filmlerinde olur. Bayramlar bir araya gelme vesilesidir. Hayatın monotonluktan çıktığı renkli günlerdir. Sevdiği kişiyi gördüğü zaman insan neşelenir. Bu psikolojik bir haldir. Akrabalarla görüşmek bir terapidir. Aynı sosyal seviyede olmasalar bile bir kişi onları görünce sevinir, morali düzelir. Toleransı artar, olup bitenleri daha geniş karşılar.

İnsanlar artık bayramı tatile çıkarak değerlendirmek istiyor. Aile bağları eskisi gibi değil. Vaktiyle amca çocuğu çok kıymetliyken, artık pek bir şey ifade etmiyor. Biri zengin, diğeri fakir; belki biri şehirde yaşıyor, öteki kasabada. Sosyal şartlar değişince, hele dışarıdan evlenince; müşterek hisse azalıyor, birbirine karşı bir yakınlık hissedilmiyor. Eskiden insanın işi evine yakındı; bu kadar çok çalışılmazdı. Bugün zorlu bir iş hayatı var. Kişinin kendisine ve ailesine ayıracağı zaman azalıyor. Yoğun hayat meşgalesine ancak bayram tatilleri ile mola veriliyor. Onun için tatile gideni mazur görmek lâzım.

 

Globalleşme, dünyayı küçük bir köy haline getirdi. İnsanlar da ister istemez değerlerini, en azından ruh sağlığını koruyabilmek için direniyor. Akrabalarıyla ilgileniyor, soyağacını araştırıyor, memleketine gidiyor, dededen kalma evini tamir ettiriyor. Ümitsizce de olsa bir geriye dönüş var. Geçmiş bir daha ele geçmez. Ama bayramları bayram yapan bir araya gelme, eğlenme, neşelenme, dünya meşgalesini unutma arzusu devam edecektir. Çünkü bunlar, cemiyetleri ayakta tutar. Yapmadığınızda dünyadaki altı milyar insandan biri olursunuz.

 

 

Cevizli baklava

Her hususi günün bir tatlısı vardır. Ramazan tatlısı güllaç ise, bayramınki cevizli baklavadır. Araplar fıstıklı yapar, üzerine kaymak koyar. Akide şekeri, lokum, badem ezmesi gibi şekerlemeler önceden alınır. Evvelce tepside küçük kaşıklarla envai reçel ikram edilirmiş. Sonra nedense, şekerlemeler arttığı için olsa gerek, bu âdet terk edildi. Kahve ve su; ardından da tatlı servisi yapılır. Tatlı yanında ayran verilir. Zira tatlı keser; ayran iştahı açar. Bayramda ilk gün yaşlılar ziyaret edilir. Ailenin bir büyüğünde akşam yemeği veya sabah kahvaltısında buluşulur. Çocuklar için de eğlenceler düzenlenir. Tabii ki kabristan ziyaretleri unutulmaz. Her mahallenin bağlı olduğu bir evliya vardır. Mesela Vefalılar Şeyh Vefa’yı, Topkapılılar Merkez Efendi’yi, Kocamustafapaşa’dakiler Sümbül Efendi’yi koruyucu olarak görür. Bir sıkıntısı oldu mu oraya gider, rahatlar. Bayramlarda da bu türbeler ziyaret edilir. Eyüp Sultan’a da gidilir. Bugün bile bu adet devam ediyor.

 

 

Bayramların, bayram namazına gitmeden evvel tatlı yemek sünnet olduğu için eskilerin Şeker Bayramı dediği, asıl ismi oruç açıldığı için Fıtra Bayramı da denilen ilki, büyük bir oruç ayından hemen sonra gelir. Daha eğlenceli geçer. Kurban Bayramı’nın ritüeli kurban kesimi ve et dağıtılmasıdır. Bayramda hediyeleşmek de gelenektir. Ziyaretlerde çikolata götürmek yeni çıkmıştır. Eskiden fakirlere arife günü kumanya ya da bir tepsi baklava gönderilirdi. Nişanın önü Kurban Bayramı ise, kızın ailesine kınalı, süslü ve boynuzuna altın bağlanmış bir koç göndermek de şarttır. Gelenlerden bilhassa çocuklara mutlaka hediye verilirdi. Benim çocukluğumda mendil ve çorap vermek âdetti. Daha evvel elden vermek hoş görülmediği için, mendilin kenarına veya çorabın içine para bağlanırmış. Çocuklar daha bir hoş görülür; bayram yeri denilen lunaparka götürülür.

 

 

Bayram günleridir!

Hicret sırasında Medinelilerin oynayıp eğlendiği iki bayramı vardı. Hazret-i Peygamber:  “Allah, bu iki bayramınızı, onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Bunlar Kurban ve Fıtra bayramıdır” dedi. Ensar eğlenceyi sever; Medine’de bayramlar, neşe içinde kutlanırdı. Buharî ve Müslim, Hazret-i Aişe’nin küçükken yaşadığı bir hâdiseyi nakleder: “Bir bayram günü, Habeşliler mescidin avlusuna gelip mızrak oyunu oynadılar. Resulullah beni çağırdı. Doyasıya seyrettim”. Yine aynı yerde geçer: Bir bayram günü Hazret-i Ebu Bekr kızı Âişe’nin yanına girdiğinde, iki küçük cariyeyi def çalıp şarkı söylerken gördü. Onlara serzenişte bulununca, Resulullah: “Bırak ey Ebu Bekr, bayram günleridir!” buyurdu. Bayram günleri oruç tutmak bile yasaklanmıştır.

 

Bu vesileyle okuyucularımızın ve bütün İslâm âleminin bayramını tebrik ederiz.

 

 

Kaynak: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

 


Alman bilim insanları, duygusal çöküşlerin yol açtığı kırık kalp sendromu ile kalp krizi arasındaki benzerliği ortaya çıkardı. Kalp kırıklığı da hayati tehlike oluşturabilecek belirtiler veriyor.

kalp_krizi_testi

Hannover Tıp Fakültesi’nden bilim insanları, “Kırık Kalp” sendromunun teşhis edilebileceği bir yöntem geliştirdi. Bilim insanları, kalp krizi şüphesiyle hastaneye gelen hastaların yaklaşık yüzde 2,5′nin, kırık kalp sendromundan muzdarip olduğunu açıkladı.

Kalp krizi ile kırık kalp sendromunun benzer belirtileri olduğunu açıklayan bilim insanları, her iki durumda da hastaların göğüs ağrısı, nefes darlığı çektiği ve hastaların elektrokardiyografilerinin (EKG) aynı sonuçları gösterdiğini açıkladı. Bu nedenle acil servis doktorlarının hastalara ilk müdahalelerinde, hayati tehlikeye yol açan her iki hastalığı ayırt etmekte zorluk çektiklerine dikkat çekildi.

Kadınlar daha çok etkileniyor
Kırıp kalp sendromu, kalp kaslarındaki bir işlev bozukluğuyla meydana geliyor. Kasların işlev bozukluğu, yaşanan son derece yoğun duygusal çöküntüler üzerine aniden baş gösteriyor. Örneğin, çok yakın bir kişiyi kaybetmek, iş yerinde mobbinge uğramak ya da mali bir çöküş sonrası yaşanabilecek ani ve yoğun duygusal süreçler, kırık kalp sendromlarına yol açabiliyor. Kalp krizi riski, yüzde 70′lik bir oranla erkekler arasında daha yaygınken, kırık kalp sendromunun yüzde 90 oranında kadınlarda ortaya çıktığı belirtiliyor.

Her iki hastalık da ilk saatlerinde hayati tehlikeye yol açan komplikasyonlara sahip. İki hastalığın farkı ise akut durum atlatıldıktan sonra ortaya çıkıyor. Kırık kalp sendromunda, kalbe kan pompalama işlevi düzeliyor ve bir iki hafta içinde tam anlamıyla düzene giriyor. Kalp krizi ise kalıcı hasara yol açıyor ve pompalama işlevi tam olarak düzene girmiyor.

Kırıp kalp sendromu şimdiye kadar ancak anjiyo ile teşhis edilebiliyordu. Hannover Tıp Fakültesi’nden ve Zürih Üniversitesi’nden araştırmacılar, sendromun artık ribo nükleit asit molekülleri RNA analizi sayesinde ortaya çıkarılabileceğini ortaya koydu. Bu sayede hastanın kan partikülleri üzerinde sendromu teşhis etmek mümkün hale geldi. Araştırmanın sonuçları, “European Heart Journal” isimli dergide yayımlandı.

Dinimizde kalp kırmayı yasaklıyor. Müminin kalbi için Allah’ın evi denir. Bir dörtlük:
Hiç kimseye yan bakma!
Öfkelenip sert çıkma!
Kalb Allah’ın evidir,
Bu evi sakın yıkma!

Bir beyit şöyledir:
Pek çok dikkat ederim, kırmamaya kalbini,
Korkarım kalb kırmaktan, kul hakkı yakar beni.

Kalb kırmak çok günah olduğu gibi, o kalbi yapmak yani gönül almak da büyük sevabdır.

İşte bundan dolayı Yunus Emre, (Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir) demiştir. Burada Kâbe küçümsenmiyor, gönül yapmanın önemi vurgulanıyor. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: